Was ist "Schächten"
Stellungnahmen
Türkei
NewsLetter APG
Wer ist online
8864
![]() | Heute | 49 |
![]() | Gestern | 166 |
![]() | Diese_Woche | 881 |
Wir haben Gäste online
-
Fethullah Gülen :İslam’a uygun bir şekilde şoklama yaparak, hayvan kesimine, fıkıhta cevaz verilmiştir.
- Ayrıntılar
- Kategori: Islamische Akademiker
- COM_CONTENT_PUBLISHED_DATE_ON
- Adile Pannicke tarafından yazıldı.
- Gösterim: 90
Kaynak/Quellenangabe:
ein Artikel pro Betäubung der Schlachttiere vor der Schächtung
http://www.fethullahgulen.info/haber/index.php?sid=2703
Kurban Kesimi, Ne Canlı Katliamıdır, Ne de Hayvan Telefi...
Allah, Hayvanları Niçin Yaratmıştır?
Her kurban bayramı geldiğinde, bir kısım medyada, yıllardır tekrarlanan bir senaryonun yeniden sahneye konduğunu görmekteyiz.
Kurban kesimlerini bir hayvan katliamı imiş gibi gösterip, bunu hayvanlara acındırma kampanyasına dönüştürmek...
Bazan bu kampanya daha da dramatik hale sokulur. Ünlü yazarların çocukluk hatıraları ile desteklenir. Çocukken alınan ve çocuk tarafından büyütülen kınalı bir kuzunun, kurban bayramında kesilmek istenmesi, çocuğun âleminde büyük bir travmaya dönüştürülür. Çocuk ruhunda onulmaz ve kapanmaz bir yara açıldığı ajitasyonu yapılır. Sanırsınız ki, o çocuk, hayatında aldığı o kurban travması (!) ile bir daha hiç et yememiş; kebap, biftek, pirzolayı asla ağzına sürmemiş.
Kurban kesimi, İslam dünyasında 1400 yıldır, insanlık âleminde de Hz. İbrahim’den bu yana 5 bin küsur senedir icra edilen bir ibadet. Bu ibadetin özü, insanın Rabbine sadakatinin, teslimiyetinin, sabrının, şükrünün denenmesi ve imtihanıdır...
Hz. İsmail’i imtihanın tam odak noktasına koyan ilahi emir, daha sonra, kurbanlık hayvanlardan olan özel bir koç üzerinde merkezileşir. Cennetten indirildiği söylenen o koç, İbrahim ve İsmail peygamberin ve anne Hacer'in, dayanılması zor bir sabır imtihanını başarıyla geçmelerine mükafat olarak, İsmail bedeline kurban edilir. Aslında hayvan, gerek bedeni ve gerekse ruhu itibarıyla öldürülüp yok edilmez, ölümsüzleştirilir.
"Hem o Rahmanın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki, nasıl vazife uğrunda, mücahede işinde telef olan bir nefere şehadet rütbesini veriyor; ve kurban olarak kesilen bir koyuna, ahirette cismani bir vücud-u baki vererek sırat üstünde, sahibine burâk gibi bir bineklik mertebesini vermekle, mükafatlandırıyor.
Öyle de sair zîruh ve hayvanâtın dahi, kendilerine mahsus vazife-i fıtriye-i Rabbâniyelerinde ve evâmir-i sübhaniye'nin itaatlerinde telef olan ve şiddetli meşakkat çeken zîruhların, onlara göre bir çeşit mükâfat-ı ruhaniye ve onların istidatlarına göre bir nevi ücret-i maneviye, o tükenmez rahmetinden baid değil ki, bulunmasın...
Dünyadan gitmelerinden pek çok incinmesinler. Belki memnun olsunlar." (17. Söz)
Hayvanlar da insanlar gibi ruh sahibi canlılardır. Her bir hayvan ruhu, dünyada kendisine biçilen ömür süresi içinde, kendisine cismani bir vücut giydirilir, göreceği vazifeye uygun cihaz, âlet ve duyularla teçhiz edilip süslendirilir, sonra da hayatın gayesini, törenle ifa etmek üzere, bu dünya resmi geçit alanına bir kereliğine gönderilir. (Reenkarnasyon inancında ileri sürüldüğü gibi ruhların farklı bedenlere sokulup dünya hayatına tekrar tekrar yollandığı iddiası, bir safsatadan ibarettir.)
"Boynuzsuz olan hayvanın kısası, kıyamette boynuzludan alınır" diye ifade-i hadisiye gösteriyor ki: Gerçi (ölen hayvanların) cesetleri fena bulur, fakat ervahları baki kalan hayvanat mabeyninde dahi, onlara münasip bir tarzda, dar-ı bekada mücazat ve mükafatları vardır. Ona binaen, canavarlara, sağ hayvanların etleri haramdır, denilebilir." (28. Lem'a, 3. nükte)
Dünyadaki resmi geçitlerini tamamlayan ruhlar, cisimlerini dünyada bırakarak, hayattan terhis edilirler. Kıyamet sonrası haşir gününde, hayvanlar da insanlar gibi, cisimleriyle birlikte yeniden diriltilirler. Hayvanlar arasında kısaslaşma, haklaşma yapılır.
Bu konuya Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle işaret buyurmuşlardır:
"Boynuzsuz olan hayvanın kısası, kıyamette boynuzludan alınır." (Müslim, Tahrimuzzulüm 15; Müsned 2/235; 323)
Bu haklaşmanın bitiminden sonra, hayvanların cesetleri toprak olmak üzere tekrar öldürülür. Ruhları ise cennete konulur. Cennette, yaratılmış her hayvanı temsilen bir çift hayvan cesedine yer verilir. Âdeta hayvan ruhları, hücreler gibi, cismen cennete konan o hayvanın bedeninde temsil edilirler.
Ancak bu dünyada Allah'ın mu'cizelerine muhatap olmuş veyahut (kurbanlıklar gibi) dini bir emir sebebiyle hayatını kaybetmiş, ya da Allah'ın ona verdiği fıtrat görevini ifa ederken (kuş gribi gibi) doğal bir âfetle telefe uğramış, bir de labaratuvarlarda kobay olarak insanlığa faydalı bilimsel keşiflerin bulunmasında kullanılmış tüm hayvanlar, yaptıkları vazifenin kudsiyeti ve Allah'ın rahmetinin genişliği gereği olarak, cisimleriyle de cennete konulurlar. Kurban olarak kesilen tüm hayvanlar, bu lütfün mazharı, şanlı canlılardır. Hem ruh, hem de cisimleriyle cennetlik hayvanlardır, İbrahim (a.s.)'ın kurbanlık koçu, Salih Peygamberin mu'cizevi devesi, Süleyman (a.s.)'ın Hüdhüd kuşu ve karıncası, Ashab-ı Kehf'in Kıtmir adlı köpeği, Hz. Peygamberin Adba adlı devesi, mazhar oldukları mu'cizeler sebebiyle cismen cennete konulacak hayvanların başında gelirler...
Rivayetlerden anlaşıldığı üzere, kurbanlık hayvanlar, İslam inancında, ne telef edilmekte, ne de katliama maruz bırakılmaktadır. Bilakis ölümsüzleştirilip cisimleriyle birlikte cennete konulmaktadır. Ayrıca bu hayvanlara özel bir görev ve yüce bir misyon daha yüklenmektedir. Kendisini kurban olarak kesen sahibine, sırat köprüsü üzerinde bineklik ederek, onu cehenneme düşmekten kurtarmak...
Müslümanın inancına göre, kurban olayında, ne zulüm vardır, ne acımasızlık, ne de şefkatsizlik. Aksine Allah'ın rahmetinin en geniş şekilde, külli anlamda tecellisi söz konusudur. Şöyle ki:
Allah hayvanları ne için yaratmıştır? Hayvanların var edilmelerinin gayesi nedir?
Hayvanların elbette doğanın bütünlüğü içinde dengeyi sağlama açısından pek çok görevleri vardır. Bu konu hayli geniştir, insanın ilişkide olduğu hayvanların insana bakan yönüyle yaratılış hikmet ve faydalarını ise şöylece özetleyebiliriz:
- Bir kısım hayvanlar, insana yük ve binek ve ulaşım vasıtası, toprağı işleme aracı olarak yaratılmıştır. At, eşek, katır, deve, öküz gibi...
- Bir kısım hayvanlar, eti, sütü, tüyü ve yünü, postu ve derisi için var edilmiştir. Bu gayeyle beslenirler, çoğaltılırlar. Tüm kurbanlık hayvanlar bu gayeye hizmet ederler.
- Bir kısım hayvanlar, askeri amaç için kullanılmaya müsaittir. O amaca hizmet ederler. Atlar, develer, filler gibi...
- Bir kısım hayvanlar, askeri eğitimde, sportif faaliyetlerde kullanılır. At yarışları, cirit sporu vs...
- Bir kısım hayvanlar üretimleriyle insana faydalı olurlar. Arıların balı, ipek böceklerinin ipeği, tavukların yumurtaları gibi.
- Bir kısım hayvanlar, bekçilik ve koruma görevleri üstlenirler. Zararlı varlıkları yok ederler. Bekçi ve çoban köpeği, fare yakalayan ev kedisi gibi...
- Bir kısım hayvanlar da, dölleme yoluyla insanın besin kaynaklarından olan meyve ve sebzelerin verim ve kalitelerini yükseltirler. Sinekler, arılar, kelebekler gibi...
• Görüldüğü gibi, kurbanlık hayvanlar, etinden sütünden, yününden, derisinden faydalanılan ve bu gayeyle beslenip çoğaltılan hayvanlardır. Kurban kesiminin bu hayvanları yaratılış gayelerinden alıkoymadığı; tersine o gayenin tahakkukuna tam hizmet ettiği apaçık ortadadır. Kesilen kurbanın eti, derisi, bağırsakları, tüm uzuv ve organları değerlendirilmektedir. Kesilip çöpe atılan, toprağa gömülen bir hayvan yoktur. Zayi olan hiçbir parça söz konusu değildir. Tümüyle insanlar tarafından yenilmekte, kullanılmaktadır. Bütün dünyada rahmete vesile olan, et yemeyen nice yoksulların et yüzü görmelerini sağlıyan böyle bir yardım olayına olumsuz gözle bakmak, sadece ve sadece abartılı bir önyargının ve inanç zaafiyetinin işareti olsa gerektir.
Mücahid bir hayvan mersiyesi
"Rabbinin ordularını, ondan başkası bilemez." (Müddessir 74/31)
İşte o cünüddan bir gazi-i şehid
Nev-i hayvandaki meymun-u said
Ey maymun-u meymun! Mü'minleri memnun,
Kafirleri mahzun, Yunanı da mecnun eyledin.
Öyle bir tokat vurdun ki, siyaset çarkını bozdun.
Lloyd George'u kudurttun
Venizelos'u geberttin.
Mizan-ı siyasette pek ağır oturdun ki, küfrün ordularını, zulmün leşkerlerini bir hamlede havayı fırlattın.
Başlarındaki maskelerini düşürüp maskara ederek, bütün dünyayı güldürdün.
Cennette mübeşşer olan hayvanların isrine gittin.
Cennette saîdsin; çünkü gazi, hem şehidsin.
(İlk dönem eserleri)
İNSAN, RABBİNDEN DAHA ŞEFKATLİ VE MERHAMETLİ OLAMAZ
Her kurban bayramı geldiğinde, bir kısım medyada, yıllardır tekrarlanan bir senaryonun yeniden sahneye konduğunu görmekteyiz.
Kurban kesimlerini bir hayvan katliamı imiş gibi gösterip, bunu hayvanlara acındırma kampanyasına dönüştürmek...
Bazan bu kampanya daha da dramatik hale sokulur. Ünlü yazarların çocukluk hatıraları ile desteklenir. Çocukken alınan ve çocuk tarafından büyütülen kınalı bir kuzunun, kurban bayramında kesilmek istenmesi, çocuğun âleminde büyük bir travmaya dönüştürülür. Çocuk ruhunda onulmaz ve kapanmaz bir yara açıldığı ajitasyonu yapılır. Sanırsınız ki, o çocuk, hayatında aldığı o kurban travması (!) ile bir daha hiç et yememiş; kebap, biftek, pirzolayı asla ağzına sürmemiş.
Kurban kesimi, İslam dünyasında 1400 yıldır, insanlık âleminde de Hz. İbrahim’den bu yana 5 bin küsur senedir icra edilen bir ibadet. Bu ibadetin özü, insanın Rabbine sadakatinin, teslimiyetinin, sabrının, şükrünün denenmesi ve imtihanıdır...
Hz. İsmail’i imtihanın tam odak noktasına koyan ilahi emir, daha sonra, kurbanlık hayvanlardan olan özel bir koç üzerinde merkezileşir. Cennetten indirildiği söylenen o koç, İbrahim ve İsmail peygamberin ve anne Hacer'in, dayanılması zor bir sabır imtihanını başarıyla geçmelerine mükafat olarak, İsmail bedeline kurban edilir. Aslında hayvan, gerek bedeni ve gerekse ruhu itibarıyla öldürülüp yok edilmez, ölümsüzleştirilir.
"Hem o Rahmanın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki, nasıl vazife uğrunda, mücahede işinde telef olan bir nefere şehadet rütbesini veriyor; ve kurban olarak kesilen bir koyuna, ahirette cismani bir vücud-u baki vererek sırat üstünde, sahibine burâk gibi bir bineklik mertebesini vermekle, mükafatlandırıyor.
Öyle de sair zîruh ve hayvanâtın dahi, kendilerine mahsus vazife-i fıtriye-i Rabbâniyelerinde ve evâmir-i sübhaniye'nin itaatlerinde telef olan ve şiddetli meşakkat çeken zîruhların, onlara göre bir çeşit mükâfat-ı ruhaniye ve onların istidatlarına göre bir nevi ücret-i maneviye, o tükenmez rahmetinden baid değil ki, bulunmasın...
Dünyadan gitmelerinden pek çok incinmesinler. Belki memnun olsunlar." (17. Söz)
Hayvanlar da insanlar gibi ruh sahibi canlılardır. Her bir hayvan ruhu, dünyada kendisine biçilen ömür süresi içinde, kendisine cismani bir vücut giydirilir, göreceği vazifeye uygun cihaz, âlet ve duyularla teçhiz edilip süslendirilir, sonra da hayatın gayesini, törenle ifa etmek üzere, bu dünya resmi geçit alanına bir kereliğine gönderilir. (Reenkarnasyon inancında ileri sürüldüğü gibi ruhların farklı bedenlere sokulup dünya hayatına tekrar tekrar yollandığı iddiası, bir safsatadan ibarettir.)
"Boynuzsuz olan hayvanın kısası, kıyamette boynuzludan alınır" diye ifade-i hadisiye gösteriyor ki: Gerçi (ölen hayvanların) cesetleri fena bulur, fakat ervahları baki kalan hayvanat mabeyninde dahi, onlara münasip bir tarzda, dar-ı bekada mücazat ve mükafatları vardır. Ona binaen, canavarlara, sağ hayvanların etleri haramdır, denilebilir." (28. Lem'a, 3. nükte)
Dünyadaki resmi geçitlerini tamamlayan ruhlar, cisimlerini dünyada bırakarak, hayattan terhis edilirler. Kıyamet sonrası haşir gününde, hayvanlar da insanlar gibi, cisimleriyle birlikte yeniden diriltilirler. Hayvanlar arasında kısaslaşma, haklaşma yapılır.
Bu konuya Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle işaret buyurmuşlardır:
"Boynuzsuz olan hayvanın kısası, kıyamette boynuzludan alınır." (Müslim, Tahrimuzzulüm 15; Müsned 2/235; 323)
Bu haklaşmanın bitiminden sonra, hayvanların cesetleri toprak olmak üzere tekrar öldürülür. Ruhları ise cennete konulur. Cennette, yaratılmış her hayvanı temsilen bir çift hayvan cesedine yer verilir. Âdeta hayvan ruhları, hücreler gibi, cismen cennete konan o hayvanın bedeninde temsil edilirler.
Ancak bu dünyada Allah'ın mu'cizelerine muhatap olmuş veyahut (kurbanlıklar gibi) dini bir emir sebebiyle hayatını kaybetmiş, ya da Allah'ın ona verdiği fıtrat görevini ifa ederken (kuş gribi gibi) doğal bir âfetle telefe uğramış, bir de labaratuvarlarda kobay olarak insanlığa faydalı bilimsel keşiflerin bulunmasında kullanılmış tüm hayvanlar, yaptıkları vazifenin kudsiyeti ve Allah'ın rahmetinin genişliği gereği olarak, cisimleriyle de cennete konulurlar. Kurban olarak kesilen tüm hayvanlar, bu lütfün mazharı, şanlı canlılardır. Hem ruh, hem de cisimleriyle cennetlik hayvanlardır, İbrahim (a.s.)'ın kurbanlık koçu, Salih Peygamberin mu'cizevi devesi, Süleyman (a.s.)'ın Hüdhüd kuşu ve karıncası, Ashab-ı Kehf'in Kıtmir adlı köpeği, Hz. Peygamberin Adba adlı devesi, mazhar oldukları mu'cizeler sebebiyle cismen cennete konulacak hayvanların başında gelirler...
Rivayetlerden anlaşıldığı üzere, kurbanlık hayvanlar, İslam inancında, ne telef edilmekte, ne de katliama maruz bırakılmaktadır. Bilakis ölümsüzleştirilip cisimleriyle birlikte cennete konulmaktadır. Ayrıca bu hayvanlara özel bir görev ve yüce bir misyon daha yüklenmektedir. Kendisini kurban olarak kesen sahibine, sırat köprüsü üzerinde bineklik ederek, onu cehenneme düşmekten kurtarmak...
Müslümanın inancına göre, kurban olayında, ne zulüm vardır, ne acımasızlık, ne de şefkatsizlik. Aksine Allah'ın rahmetinin en geniş şekilde, külli anlamda tecellisi söz konusudur. Şöyle ki:
Allah hayvanları ne için yaratmıştır? Hayvanların var edilmelerinin gayesi nedir?
Hayvanların elbette doğanın bütünlüğü içinde dengeyi sağlama açısından pek çok görevleri vardır. Bu konu hayli geniştir, insanın ilişkide olduğu hayvanların insana bakan yönüyle yaratılış hikmet ve faydalarını ise şöylece özetleyebiliriz:
- Bir kısım hayvanlar, insana yük ve binek ve ulaşım vasıtası, toprağı işleme aracı olarak yaratılmıştır. At, eşek, katır, deve, öküz gibi...
- Bir kısım hayvanlar, eti, sütü, tüyü ve yünü, postu ve derisi için var edilmiştir. Bu gayeyle beslenirler, çoğaltılırlar. Tüm kurbanlık hayvanlar bu gayeye hizmet ederler.
- Bir kısım hayvanlar, askeri amaç için kullanılmaya müsaittir. O amaca hizmet ederler. Atlar, develer, filler gibi...
- Bir kısım hayvanlar, askeri eğitimde, sportif faaliyetlerde kullanılır. At yarışları, cirit sporu vs...
- Bir kısım hayvanlar üretimleriyle insana faydalı olurlar. Arıların balı, ipek böceklerinin ipeği, tavukların yumurtaları gibi.
- Bir kısım hayvanlar, bekçilik ve koruma görevleri üstlenirler. Zararlı varlıkları yok ederler. Bekçi ve çoban köpeği, fare yakalayan ev kedisi gibi...
- Bir kısım hayvanlar da, dölleme yoluyla insanın besin kaynaklarından olan meyve ve sebzelerin verim ve kalitelerini yükseltirler. Sinekler, arılar, kelebekler gibi...
• Görüldüğü gibi, kurbanlık hayvanlar, etinden sütünden, yününden, derisinden faydalanılan ve bu gayeyle beslenip çoğaltılan hayvanlardır. Kurban kesiminin bu hayvanları yaratılış gayelerinden alıkoymadığı; tersine o gayenin tahakkukuna tam hizmet ettiği apaçık ortadadır. Kesilen kurbanın eti, derisi, bağırsakları, tüm uzuv ve organları değerlendirilmektedir. Kesilip çöpe atılan, toprağa gömülen bir hayvan yoktur. Zayi olan hiçbir parça söz konusu değildir. Tümüyle insanlar tarafından yenilmekte, kullanılmaktadır. Bütün dünyada rahmete vesile olan, et yemeyen nice yoksulların et yüzü görmelerini sağlıyan böyle bir yardım olayına olumsuz gözle bakmak, sadece ve sadece abartılı bir önyargının ve inanç zaafiyetinin işareti olsa gerektir.
Mücahid bir hayvan mersiyesi
"Rabbinin ordularını, ondan başkası bilemez." (Müddessir 74/31)
İşte o cünüddan bir gazi-i şehid
Nev-i hayvandaki meymun-u said
Ey maymun-u meymun! Mü'minleri memnun,
Kafirleri mahzun, Yunanı da mecnun eyledin.
Öyle bir tokat vurdun ki, siyaset çarkını bozdun.
Lloyd George'u kudurttun
Venizelos'u geberttin.
Mizan-ı siyasette pek ağır oturdun ki, küfrün ordularını, zulmün leşkerlerini bir hamlede havayı fırlattın.
Başlarındaki maskelerini düşürüp maskara ederek, bütün dünyayı güldürdün.
Cennette mübeşşer olan hayvanların isrine gittin.
Cennette saîdsin; çünkü gazi, hem şehidsin.
(İlk dönem eserleri)
İNSAN, RABBİNDEN DAHA ŞEFKATLİ VE MERHAMETLİ OLAMAZ
İslam kültüründe önemli bir kural daha vardır. O da şefkat-i ilahiyeden daha fazla şefkat, şefkat değildir, insanlar Allah'ın şefkatinden ve merhametinden daha ileride bir şefkat ve merhamet sahibi olamadıkları gibi; Allah'ın, şefkat ve merhametine aykırı bulmadığı emirlerine karşı da, Allah'tan daha ileri bir şefkat ve merhamet gösterisine kalkışamazlar.
Bu, şu anlama gelir. Allah, insana olan merhameti sebebiyle, kurban bayramında kurban kesilmesini emretmiştir. Bununla fakir ve fukaranın et yüzü görmelerini, daha sağlıklı beslenmelerini, açlık çekmemelerini murad etmiştir. Hiç kimse çıkıp da kurbanlık koyunlara acıma gösterisine kalkışamaz. Sanki o hayvanlara, onları yaratan Allah'tan daha fazla şefkat besliyormuş pozisyonlarına giremez.
"Şefkat-i insaniye, merhamet-i rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan, elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve rahmeten lil-âlemin zatın (a.s.m.) mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir.
Eğer aşsa ve taşsa, o şefkat, elbette merhamet ve şefkat değildir. Belki dalâlete ve ilhada sirayet eden bir maraz-ı ruhi ve bir sakam-ı kalbidir." (Kastamonu Lahikası)
Girerse bu merhamet ve şefkat, gerçek bir şefkat ve merhamet değildir. Allah'ın kullarına helal kıldığını haram kılan bir haddini aşmadır. Yaratılış gayesini ve fıtratı değiştirmeye kalkışma densizliğidir. Hatta kadere isyana kadar çıkan bir yönü vardır bu sağlıksız düşüncenin...
Yapılan itirazlar, hayvanların bilgisizce, bilinçsizce, çevreyi kirleterek, eziyet ve acı çektirilerek kesilmesi konusuna ise, bu itirazlara elbette karşı çıkmak mümkün değildir. Bütünüyle doğrudur. Kurbanlık hayvanın hiç rencide edilmeden, acı çektirilmeden kesilmesi, en efdal olan şıktır. Bu sebeple, İslam’a uygun bir şekilde şoklama yaparak, hayvan kesimine, fıkıhta cevaz verilmiştir. Avrupalıların bu açıdan itiraz etmeye hiç hakları yoktur. Yeter ki, hayvanı şoklayıp acı duymasını önleyeceğiz derken, şokun dozu kaçırılıp hayvanın kesimden önce yaralanıp berelenmesine ve ölmesine sebebiyet verilmesin.
İslam’da, hayvanın kurban sayılması için mutlaka kesilmesi ve kanının akıtılması gerekir. Bu, bir emr-i ilahidir. Dolayısıyla, boynu kırılarak, kan akıtmadan hayvanı öldürmek, kurban sayılmadığı gibi; bu şekilde öldürülen hayvanın etinin yenmesi de caiz değildir. Aynı şekilde şoklama, ölümü netice veriyorsa, şoklamadan sonra kesme de caiz olmaz. Şoklamanın sadece hayvanı uyuşturup acı duymasını önlemesi gerekir.
Zaman zaman az sayıda bile olsa bazı ilahiyatçı ilim adamlarının, kurbanın kan akıtma olarak algılanmasına karşı çıktıklarını görüyoruz. Bunlardan bir kısmı, kurbanın dinin bir emri olmadığını söylemekte; bu fiilin tarihi bir gelenek ve töre olduğunu ileri sürmektedirler. Dolayısıyla hayvan kesmenin ve kan akıtmanın terkedilip kurban parasının sadaka olarak dağıtılabileceğini iddia etmektedirler.
Halbuki gerek ayetlerde ve gerekse hadislerde, kurbanın, hayvan kesimi ve kan akıtma olduğu, çok açık şekilde ortaya konmaktadır, ibadetin zamanını, ifa şeklini belirleme yetkisi, o ibadeti emreden Allah'a ait bir haktır. Kimse kafasına göre, aklına ve mantığına dayanarak, ibadetlerin şekil ve zamanlarını değiştirmeye kalkışamaz. Bu sebeple hayvan kesip kan akıtma yerine sadaka vermek daha sevaplı ve daha faydalı olur iddiası, dinen geçerli ve tutarlı bir iddia değildir.
Kurban Bayramında Kurban Kesilir
Hz. Aişe'den: "Ademoğlu, kurban bayramı gününde, Allah katında, kan akıtmaktan (kurbanı kesmekten) daha sevimli bir amel işlememiştir." [Tirmizi/Edahi 1 (1493); ibn-i Mace/Edâhâ 3 (3126)]
Bu hadisten, "kurban kesmeye ne gerek var, Allah'ın kan akıtılmasına ihtiyacı mı var?" gibi iddialarla, kurban ibadetine karşı çıkanların, yerine sadaka verilmesini tavsiye edenlerin fikirlerinin yanlış olduğu apaçık görülmektedir.
Mehmet DİKMEN
SUR Dergisi
Sayı: 416
Kasım 2010
Bu, şu anlama gelir. Allah, insana olan merhameti sebebiyle, kurban bayramında kurban kesilmesini emretmiştir. Bununla fakir ve fukaranın et yüzü görmelerini, daha sağlıklı beslenmelerini, açlık çekmemelerini murad etmiştir. Hiç kimse çıkıp da kurbanlık koyunlara acıma gösterisine kalkışamaz. Sanki o hayvanlara, onları yaratan Allah'tan daha fazla şefkat besliyormuş pozisyonlarına giremez.
"Şefkat-i insaniye, merhamet-i rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan, elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve rahmeten lil-âlemin zatın (a.s.m.) mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir.
Eğer aşsa ve taşsa, o şefkat, elbette merhamet ve şefkat değildir. Belki dalâlete ve ilhada sirayet eden bir maraz-ı ruhi ve bir sakam-ı kalbidir." (Kastamonu Lahikası)
Girerse bu merhamet ve şefkat, gerçek bir şefkat ve merhamet değildir. Allah'ın kullarına helal kıldığını haram kılan bir haddini aşmadır. Yaratılış gayesini ve fıtratı değiştirmeye kalkışma densizliğidir. Hatta kadere isyana kadar çıkan bir yönü vardır bu sağlıksız düşüncenin...
Yapılan itirazlar, hayvanların bilgisizce, bilinçsizce, çevreyi kirleterek, eziyet ve acı çektirilerek kesilmesi konusuna ise, bu itirazlara elbette karşı çıkmak mümkün değildir. Bütünüyle doğrudur. Kurbanlık hayvanın hiç rencide edilmeden, acı çektirilmeden kesilmesi, en efdal olan şıktır. Bu sebeple, İslam’a uygun bir şekilde şoklama yaparak, hayvan kesimine, fıkıhta cevaz verilmiştir. Avrupalıların bu açıdan itiraz etmeye hiç hakları yoktur. Yeter ki, hayvanı şoklayıp acı duymasını önleyeceğiz derken, şokun dozu kaçırılıp hayvanın kesimden önce yaralanıp berelenmesine ve ölmesine sebebiyet verilmesin.
İslam’da, hayvanın kurban sayılması için mutlaka kesilmesi ve kanının akıtılması gerekir. Bu, bir emr-i ilahidir. Dolayısıyla, boynu kırılarak, kan akıtmadan hayvanı öldürmek, kurban sayılmadığı gibi; bu şekilde öldürülen hayvanın etinin yenmesi de caiz değildir. Aynı şekilde şoklama, ölümü netice veriyorsa, şoklamadan sonra kesme de caiz olmaz. Şoklamanın sadece hayvanı uyuşturup acı duymasını önlemesi gerekir.
Zaman zaman az sayıda bile olsa bazı ilahiyatçı ilim adamlarının, kurbanın kan akıtma olarak algılanmasına karşı çıktıklarını görüyoruz. Bunlardan bir kısmı, kurbanın dinin bir emri olmadığını söylemekte; bu fiilin tarihi bir gelenek ve töre olduğunu ileri sürmektedirler. Dolayısıyla hayvan kesmenin ve kan akıtmanın terkedilip kurban parasının sadaka olarak dağıtılabileceğini iddia etmektedirler.
Halbuki gerek ayetlerde ve gerekse hadislerde, kurbanın, hayvan kesimi ve kan akıtma olduğu, çok açık şekilde ortaya konmaktadır, ibadetin zamanını, ifa şeklini belirleme yetkisi, o ibadeti emreden Allah'a ait bir haktır. Kimse kafasına göre, aklına ve mantığına dayanarak, ibadetlerin şekil ve zamanlarını değiştirmeye kalkışamaz. Bu sebeple hayvan kesip kan akıtma yerine sadaka vermek daha sevaplı ve daha faydalı olur iddiası, dinen geçerli ve tutarlı bir iddia değildir.
Kurban Bayramında Kurban Kesilir
Hz. Aişe'den: "Ademoğlu, kurban bayramı gününde, Allah katında, kan akıtmaktan (kurbanı kesmekten) daha sevimli bir amel işlememiştir." [Tirmizi/Edahi 1 (1493); ibn-i Mace/Edâhâ 3 (3126)]
Bu hadisten, "kurban kesmeye ne gerek var, Allah'ın kan akıtılmasına ihtiyacı mı var?" gibi iddialarla, kurban ibadetine karşı çıkanların, yerine sadaka verilmesini tavsiye edenlerin fikirlerinin yanlış olduğu apaçık görülmektedir.
Mehmet DİKMEN
SUR Dergisi
Sayı: 416
Kasım 2010




